growing - Turkish English Dictionary

growing

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Meanings of "growing" in Turkish English Dictionary : 18 result(s)

English Turkish
Common Usage
growing adj. büyüyen
The agencies carry on growing, as they have done for years.
Acenteler yıllardır olduğu gibi büyümeye devam ediyor.

More Sentences
growing adj. artan
This ambivalence is manifesting itself in openness to the outside world and growing uncommunicativeness at home.
Bu kararsızlık, dış dünyaya açıklık ve içeride artan iletişimsizlik şeklinde kendini göstermektedir.

More Sentences
General
growing n. yetiştirme
They suggest putting an amount aside until they stop growing poppies and start growing legal agricultural products.
Haşhaş yetiştirmeyi bırakıp yasal tarım ürünleri yetiştirmeye başlayana kadar bir miktar ayırmayı öneriyorlar.

More Sentences
growing adj. büyümekte olan
The reason is that the problem is still growing and the European Union is not showing enough determination.
Bunun nedeni, sorunun hala büyümekte olması ve Avrupa Birliği'nin yeterli kararlılığı göstermemesidir.

More Sentences
growing adj. giderek artan
China is a huge country of growing importance in the world.
Çin, dünyada önemi giderek artan büyük bir ülke.

More Sentences
Trade/Economic
growing adj. büyüyen
This particular form of trafficking is forced labour, and it is the one that is growing most rapidly.
İnsan ticaretinin bu özel türü zorla çalıştırmadır ve en hızlı büyüyen türüdür.

More Sentences
Computer
growing adj. büyüyen
What is also very important is that this is a growing phenomenon.
Çok önemli olan bir diğer husus da bunun giderek büyüyen bir olgu olması.

More Sentences
Common Usage
growing adj. gelişen
General
growing n. gelişim
growing n. tarım
growing n. büyüme
growing n. gelişme
growing adj. genişleyen
growing adj. sayıca artan
growing adj. boyutu büyüyen
growing adj. derecesi artan
growing adj. büyümeyle ilgili
growing adj. büyüyebilir

Meanings of "growing" with other terms in English Turkish Dictionary : 141 result(s)

English Turkish
General
growing demand n. artan talep
It is impossible to meet this growing demand by road transport alone.
Bu artan talebi sadece karayolu taşımacılığı ile karşılamak mümkün değildir.

More Sentences
hair growing n. saç uzaması
Tom is letting his hair grow long.
Tom saçlarının uzamasına izin veriyor.

More Sentences
hair growing n. saç uzatma
People no longer consider it strange for men to let their hair grow long.
İnsanlar artık erkeklerin saçlarını uzatmasını garip karşılamıyor.

More Sentences
growing unemployment n. artan işsizlik
The results will ultimately be reflected in growing unemployment and weakening competitiveness.
Sonuçlar nihayetinde artan işsizlik ve zayıflayan rekabet gücü olarak yansıyacaktır.

More Sentences
growing use n. artan kullanım
The EU is concerned about the growing use of flags of convenience.
AB, kolaylık bayraklarının artan kullanımından endişe duymaktadır.

More Sentences
fast growing adj. hızla büyüyen
It's a fast growing city.
Hızla büyüyen bir şehir.

More Sentences
fastest-growing adj. en hızlı büyüyen
Transport is the fastest-growing source of global warming gases in Europe.
Taşımacılık, Avrupa'da küresel ısınmaya yol açan gazların en hızlı büyüyen kaynağıdır.

More Sentences
Idioms
growing pains n. büyüme sancıları
No one matures without growing pains.
Hiç kimse büyüme sancıları çekmeden olgunlaşamaz.

More Sentences
General
growing white n. ağarma
fruit growing n. meyvecilik
growing fat n. semirme
growing worse n. hastalığın gelişmesi
growing season n. üreme mevsimi
growing worse n. kötüleşme
growing grain n. ekin
growing crops n. yetişen ürün
growing season n. vejetasyon mevsimi
growing technique n. yetiştirme tekniği
growing season n. yeşerim mevsimi
a growing problem n. giderek büyüyen problem
growing old n. yaşlanma
growing old n. ihtiyarlama
seedling growing n. fide yetiştiriciliği
seedling growing n. fidecilik
growing criticism n. artan eleştiri
growing evidence n. (giderek) artan kanıt
plant growing rules n. bitki yetiştiriciliği kuralları
plant growing n. bitki yetiştiriciliği
vegetable growing n. sebze yetiştiriciliği
vegetable growing n. sebzecilik
growing conditions n. büyüme koşulları
growing conditions n. yetişme koşulları
growing population n. artan nüfus
growing cell n. mikroskobik oluşumu suda canlı tutmaya yarayan bir cihaz
growing pains n. büyüme ağrısı
growing pains n. büyüme çağında yaşanan duygusal zorluklar
growing pains n. şirketin kuruluş ve büyüme sürecinde yaşanan sorunlar
growing under ground adj. yer altında yetişen
fast-growing adj. hızla gelişen
ever-growing adj. durmaksızın gelişen
ever-growing adj. sürekli artan
ever-growing adj. durmaksızın büyüyen
ever-growing adj. durmadan büyüyen
ever-growing adj. sürekli gelişen
ever-growing adj. durmadan gelişen
ever-growing adj. sürekli büyüyen
decreasingly growing adj. azalarak artan
tall-growing adj. ince uzun saplı (bitki)
fast-growing adj. hızlı büyüyen (bitki, ağaç)
Phrases
growing body of evidence n. giderek artan kanıtlar
(by) getting/growing stronger expr. güçlenerek
a growing number of borrowers expr. sayıları giderek artan borçlular
a growing body of expr. sayısı artan
a growing number of people expr. (giderek) artan sayıda kişi
a growing number of borrowers expr. (giderek) artan sayıda borçlu
a growing number of studies expr. (giderek) artan sayıda çalışma/araştırma
you could hear the grass growing expr. kalp atışlarını bile duyabilirsin
you could hear the grass growing expr. iğne atsan duyulur
Proverb
growing youth has a wolf in his belly v. gençler çabuk acıkır
growing youth has a wolf in his belly v. gelişme çağında olan gençler doymak bilmez
a growing youth has a wolf in his belly gençler çabuk acıkır
a growing youth has a wolf in his belly gelişme çağında olan gençler doymak bilmez
Colloquial
low-growing adj. yavaş büyüyen/gelişen
Idioms
growing pains n. çocuklarda büyüme esnasında çekilen eklem/uzuv ağrıları
have growing pains v. büyüme sancıları çekmek
Speaking
growing up is watching your younger sibling get taller expr. büyümek küçük kardeşinin boyunun uzadığına şahit olmandır
you're growing up so fast expr. çok hızlı büyüyorsun
it's growing dusk expr. hava kararıyor
our daughter is growing up expr. kızımız büyüyor
I'm growing my hair out expr. saçımı uzatıyorum
I'm growing my hair out expr. saçlarımı uzatıyorum
Trade/Economic
growing debt n. artan borç
growing deficit n. büyüyen açık
horizontal growing n. bir işletmenin aynı faaliyette bulunan işletmelerle birleşmesi
growing army of unemployed n. büyüyen işsizler ordusu
diversified conglomerate growing n. çok yönlü dağılma ile büyüme
world’s 10 fastest-growing economies n. dünyanın en hızlı büyüyen 10 ekonomisi
vertical growing n. dikey büyüme
growing of the economy n. ekonominin büyümesi
growing of economy n. ekonominin büyümesi
circular growing n. tamamlayıcı büyüme
horizontal growing n. yatay büyüme
ever-growing adj. sürekli büyüyen
ever-growing adj. sürekli gelişen
fast-growing adj. hızlı genişleyen
fast-growing adj. hızlı büyüyen
Politics
a growing and developing turkey n. büyüyen gelişen bir türkiye
Industry
wine-growing n. şarap yapımı sektörü
wine-growing n. şarap üretimi sektörü
wine-growing n. üzüm yetiştiriciliği ve şarap yapımı
Technical
semantic region growing n. anlambilimsel bölge büyütme
region growing n. bölge büyütme
crystal growing n. kristal büyütme
Computer
region growing n. bölge büyütme
Informatics
region growing n. bölge büyütme
Medical
growing uterus n. büyüyen uterus
growing skull fracture n. büyüyen kafatası kırığı
slow-growing tumor with low malignant potential n. düşük malignite potansiyeli taşıyan yavaş büyüyen tümör
rapidly growing mycobacteria n. hızlı üreyen mikobakteriler
growing of microorganisms n. mikroorganizmaların büyümesi
slow-growing tumor n. yavaş büyüyen tümör
slowly growing tumors n. yavaş büyüyen tümörler
a slow-growing painless mass n. yavaş büyüyen ağrısız bir kitle
new bone growing n. yeni kemik oluşumu
Marine Biology
growing season n. büyüme sezonu
growing pond n. büyüme havuzu
Botanic
vigorous growing plant n. arsız büyüyen bitki
low-growing adj. yerde biten
low-growing adj. bodur
flat-growing adj. yere yakın büyüyen (bitki)
Agriculture
under cover and open area vegetable growing n. açıkta ve örtü altında sebzecilik
growing crops n. mahsul
fruit growing n. meyve yetiştiriciliği
fruit growing n. meyvecilik
basic principles in growing crops with organic method n. organik yöntemle bitki yetiştirme temel kuralları
greenhouse growing n. örtü altı yetiştiriciliği
green-house growing n. örtü altı yetiştiriciliği
cotton growing n. pamuk yetiştirme
vegetable growing n. sebze yetiştiriciliği
summer-growing plants n. sıcak iklim bitkileri
green-house growing n. süs bitkileri yetiştiriciliği
greenhouse growing n. süs bitkileri yetiştiriciliği
soil improver and growing media n. toprak ıslah edici ve gelişme düzenleyici
seed growing n. tohumculuk
seed growing n. tohum yetiştiriciliği
growing crops n. verim
growing techniques n. yetiştirme teknikleri
vine-growing n. üzüm yetiştiriciliği
rice growing n. pirinç yetiştirme
rice growing n. çeltik yetiştirme
vine-growing adj. bağcı
vine-growing adj. üzüm yetiştiriciliği ile ilgili
rice-growing adj. pirinç yetiştiren
rice-growing adj. çeltik yetiştiren
rice-growing adj. pirinç büyüten
Forestry
growing stock n. ağaç serveti
growing forest by sowing n. ekim yoluyla orman yetiştirme
growing of seedling n. fidan üretimi
growing stock of commercial species n. ticari türlerin serveti
Meteorology
growing season n. büyüme mevsimi
Entomology
fungus-growing ant n. güney amerika, orta amerika ve güney abd'de görülen attina alt kabilesindeki karıncalara verilen ad